Bodrum katındaki küçük bir yazıhanede Mehmet ve Ferhan oturuyordu. Mehmet derin bir iç çekerek konuştu: “Duydun mu? Akif abiler Rus firmasıyla çalışıyormuş. Adamlar paraya para demiyor. Bizim de çok para kazanmamız lazım.”
Ferhan sakin bir sesle cevap verdi: “Tamam, paraya para demiyor olabilirler ama bir anda zengin olmadılar ki. Yıllardır bu işi yapıyorlar.”
Bu cevap Mehmet’in pek hoşuna gitmedi. “Ortak, biz o kadar bekleyemeyiz. Ben bir an önce zengin olmak istiyorum. Büyük işler yapmak istiyorum.” dedi.
Mehmet ile Ferhan, büyük bir tekstil firmasına fason iş yapan küçük bir konfeksiyon atölyesinin ortaklarıydı. Günlük kapasiteleri yaklaşık beş yüz tişörttü. Kendi yağlarında kavrulan, mütevazı bir işletmeydi.
Mehmet mevcut durumdan memnun değildi. İstekleri büyüktü ve işleri hızla büyütmek istiyordu. Ferhan ise daha temkinliydi. O da işlerin büyümesini istiyordu ama bunun zaman alacağını biliyordu.

Fırsat mı, Tehlike mi?
Bir gün, çalıştıkları büyük firmanın iş yaptığı Fransız markanın yöneticisi, dikilen tişörtleri kontrol etmek için atölyeye geldi. Ferhan’ın dışarıda işi olduğundan atölyede sadece Mehmet vardı. Mehmet fırsatı kaçırmak istemedi ve yöneticinin yanına yaklaşıp: “Tişörtleri doğrudan size üretsek olur mu?” diye sordu.
Yönetici gülümseyerek, “Neden olmasın, eğer fiyatta anlaşırsak,” dedi.
Mehmet heyecanla, “Anlaşırız, anlaşırız,” diye karşılık verdi.
İçinden, aradaki firmanın komisyonu çıkınca daha fazla kazanacaklarını düşünüyordu.
Yönetici konuşmasına devam etti: “Ancak biz ürünleri hazır alırız. Kumaşı siz alacaksınız; dikim, ütü ve paketleme dahil, ürünü hazır teslim edeceksiniz. Teslimattan sonra ödemenizi otuz gün içinde yaparız.”
Mehmet, “Peki, ne kadar sipariş verirsiniz?” diye sordu.
“Ayda yaklaşık 150.000 adet,” cevabını aldı.
Mehmet kafasından hızla hesap yaptı. “Bir tişörtten iki dolar kazansak, ayda 300.000 dolar…”
Heyecandan duyguları tamamen kontrolü ele aldı. Yöneticiye dönerek: “Tamam, biz bu işi yaparız.” dedi.
Mantık konuşur, Duygu bastırır
Ferhan atölyeye geldiğinde Mehmet olanları büyük bir heyecanla anlattı. Ferhan şaşkınlıkla ve kızgın bir şekilde: “Sen ne yaptın Mehmet? Biz bu kadar tişörtü bir ayda nasıl üretelim? Kumaş alacak paramız bile yok.” dedi.
Mehmet ise kendinden emindi: “Bankadan kredi alırız. Parayı hallederiz. Dikim işini de tanıdığımız atölyelere veririz. Sen bana güven.”
Ferhan itiraz etmeye devam etti: “Diyelim hepsini hallettik. Ya bir aksilik çıkarsa? İşleri zamanında teslim edemezsek ne olacak? Hepsi elimizde kalır.”
Konuşmalar bir süre daha devam etti ama Mehmet geri adım atmadı. Ferhan’ın yapabileceği bir şey kalmamıştı.
İnsanların bir şeyi çok isterken yaptığı seçimler, duygularıyla karar verdiklerinin bir işaretidir. Duygular aktifleştiğinde insanın süreçleri kontrol sistemi geri planda kalır ve doğru karar vermek zorlaşır.
Mehmet de hızlı zengin olma isteğiyle duygularına yenik düşmüş, yeterince düşünmeden teklifi kabul etmişti. Ferhan ise mantıklı düşünüyor, olası riskleri görmeye çalışıyordu.
Kaçınılmaz Son: İlk Aksilik
İlk sipariş geldi. 100.000 adet tişört için kumaş alındı. İşin ilk aşaması olan kesimde büyük bir hata yapıldı. Kumaşlar yanlış kesildi ve tamamı çöpe gitti.
Ferhan öfkeyle, “Ben sana demedim mi bir aksilik çıkarsa ne yaparız diye? Bizi batırdın.” dedi.
Mehmet başını öne eğerek…
İş hayatında alınacak olan kararlarda da, duyguların akla galip geldiği böyle durumlarda bilinci açmanın yolu soru sormaktır. İnsan, sorulara cevap düşündükçe, duygular pasifleşir ve bilinç yeniden devreye girmeye başlar. İnsan geçmişi ve geleceği düşünerek en doğru kararı verebilir hale gelir. Bu yüzden karar verirken acele etmemek, durup düşünmek ve bilincimizi açık tutmak gerekir. Yatırımlarımızda ve girişimcilikte hata yapmak istemiyorsak, kararlarımızı duygularla değil, bilinçli bir zihinle vermeliyiz.



7 Responses
Nasıl da gerçekçi bir öykü, herkesin başına gelebilecek türden. Bilinci açmak tabiri çok hoşuma gitti, gerçekten de bu çok önemli!
Pek beğendim teşekkür ederim.
Ticarette ilkin parayı mı yönetelim yoksa duyguları mı?
İş dönüp dolaşıp insanın duygularını kontrol edebilmesine geliyor. Bilinci açık olan insan yapabilir bunu. Bilinci açık olan insan içinde bulunduğu durumun muhasebesini yapabilir. Duyguları aktifse, istekleri baskın geliyorsa göremez, görmek de istemez.
Ticarette azim şart ama hırs farklı yollara bizleri sevk eder, ya tutarsa denilir ama ya tutmaz ise kısmı da var.
İnsan kafasında bir plan yapar ama yapıyorken de olumsuz olabilecek şeyleri hesaba katmak istemez sırf onu çok istiyor diye yani aslında aklına da gelmişti ama maalesef hiç ilgilenmemişti
Heyecan varsa insan gerçekten uzaklaşır. Doğru-yanlış ayrımı yapmakta zorlanır.
İnsan en çok kazanmak istediği anda en büyük hatayı yapabiliyor. Heyecan, hırs ve acele karar verince riskler görünmez oluyor.Durup düşünmenin ve soru sormanın ne kadar önemli olduğu çok güzel anlatılmış.