İKİ EŞLİ ŞİRKET: TAARRUZ MU SAVUNMA MI

İki yıldır birlikte emek verdikleri şirket, başabaş noktasına gelmişti. Şimdi şirketleri için yeni bir yön belirleme ve önemli bir karar verme zamanıydı. Pamir ve Caner; genç, dinamik, girişimci iki yakıan arkadaştı. Üniversite sıralarında hayalini kurdukları lojistik yazılım girişimlerini hayata geçirmişlerdi.

Pamir, şirketin görünen yüzü olmuştu. Her zaman büyük resme odaklanırdı. Heyecanlı, atak, canlı, hareketli ve taarruz odaklıydı. Caner ise perde arkasında olmayı severdi. Verileri inceler, analizleri takip eder ve sonuçlara bakardı. Sonuç ne olursa olsun, hep en kötü senaryoya odaklanırdı. Koruma, savunma, temkinli adım atma denildiğinde akla Caner gelirdi. 

Uzun toplantı masasının üzerini aydınlatan sarı ışıklar, gündüzü aratmıyordu. Masanın üzeri iki yıllık analizler, raporlar, boşalmış su şişeleri ve çoktan soğumuş kahve fincanları ile dolmuştu. Vakit epey geç olmuştu ve şirketin geldiği bu noktadan dönmesi için bir yöntem arıyorlardı. 

Sessizliği Pamir’den gelen ses delmişti. Heyecanla tahtaya bir grafik çizdi ve altına büyük harflerle yazdı: ”PAZARA GİRİYORUZ.” Caner sandalyesinde geriye yaslandı, kollarını bağladı ve Pamir’e odaklanıp sakince dinlemeye başladı. 

  • Bak Caner, bu bizim için çok iyi bir imkân. Karadeniz pazarında lojistik yazılım firması açığı var. Eğer şu an elimizdeki tüm nakdi kullanır ve biraz da borçlanırsak, kısa sürede iyi bir müşteri portföyü oluştururuz. Çok geçmeden pazar payımızı artırırız. Hatta Karadeniz bölgesindeki lojistik ağının tamamını bile devralabiliriz.

Caner, masadaki soğumuş kahvesinden yavaşça bir yudum aldı. Sonra önündeki analiz raporlarına baktı. 

  • Pamir bu “kısa süre” şirketin ömrünün de kısa süresi olabilir. Elimizdeki nakit, bizi altı ay daha güvenli bölgede tutabilir. Bu pazara her şeyimizle girersek elimizde bir şey kalmaz. Üstelik müşteri grubunun ihtiyaçları da bizim yazılımımızla uyumsuz olabilir. Bu uyumlanma sürecinde, operasyonel olarak felç olabiliriz.
  • Şirket bu durumdayken “güvenli bölge” mi? Caner, güvenli bölge yavaş ölümdür! Rakiplerimizden biri burada bizden önce atılım yaparsa, Karadeniz pazarını tamamen kaybederiz. Şu an saldırmazsak, iki yıl sonra “keşke” diyeceğiz. Müşteriler hazır, ekip hazır, sadece tetiğe basmamız lazım.
  • Müşterilerin hazır olduğunu söylüyorsun ama o müşterileri henüz tanımıyoruz. O bölgeyle hiç çalışmadık ve sadakatlerini ölçmedik. Ya onları devraldığımızda sistemimiz çökerse? Ben diyorum ki; önce kendi altyapımızı güçlendirelim ve maliyetlerimizi yüzde on beş daha aşağı çekelim. Bölgede iyi bir fizibilite araştırması yapalım. Daha sonra temkinli bir şekilde pazara giriş yapalım.
  • O zaman girilecek bir pazar kalmayacak! Bak, senin “Temkinli Olmak” dediğin şey bazen “Korku”dur. Biz yeni bir oluşumuz, dev bir holding değiliz. Risk almazsak nasıl büyür, nasıl gelişiriz?
  • Senin “Korku” dediğin şey “Hayatta kalma içgüdüsü.” Sen orduyu düşman kalesine sürmek istiyorsun ama arkada erzak bitmiş durumda. Ben diyorum ki; önce ikmal hattını kuralım, kaleyi kuşatalım ama açlıktan ölmeyelim.

Caner’in bu konuşmaları Pamir’e çok tanıdık geldi. Her zamanki gibi “Tedbir Caner” konuşmaları yapıyordu. Caner için de Pamir’in yaklaşımı tanıdıktı. Uçalım, kaçalım, biran önce atlayalım diyen “Aceleci Caner” tavırlarıydı. 

Her ikisi de işini geliştirmek ve kazanmak isteyen başarı odaklı insanlardı. Pamir, karşısına çıkan fırsatları tehdit gibi görmezdi. Onu korkutan belirsizlik değil, geç kalma kaygısıydı. Yani; “Pazar bizi beklemez.” düşüncesiydi. Caner için önemli olan hızlı büyüme değil, hayatta kalmaktı.  Her yeni süreçte; “Bir hata yaparsak batarız.” korkusu taşıyordu.

İnsanın ticarette de, ilişkilerde de karar alırken kaygı ve korku yaşaması normaldir. Bir işe başlarken hem Pamir hem de Caner gibi olmak gerekir. Atak, canlı, hızlı, araştırmacı olmak hayatta ilerlemeyi ve yol almayı sağlar.  Ancak hızlı büyüme, hızlı yorulmaya da sebep olur. Sağlam bir temel atmak ve yolda kalmamak için işe başlamadan önce tüm riskleri araştırmak gerekir.  Tüm ihtimaller düşünülmüş ve tedbirler alınmış olmalıdır. Buna rağmen yine yolunda gitmeyen şeyler olabilir. Bu tarz aksiliklerde de esnek olmak ve pratik düşünmek gerekir. Sürekli aynı yerde sağlam kalma ve risk almama isteği de bir süre sonra gerilemeye sebep olur. 

İşin özü hamleyi doğru zamanlamada gizlidir. Doğru zamanda doğru role girmek gerekir.  Her süreç taarruzla büyürken, savunma ile yaşatılır. 

Önemli olan bulunulan duruma ve yere göre ihtiyacı doğru anlamak ve uygun dengeyi koruyabilecek kararı almaktır.

Şunu bilmek gerekir ki ben ve benden farklı olanlar var ve zaman zaman ben işe yarıyorum zaman zaman onlar…

Peki nerede, ne zaman, hangimiz?

En önemlisi de biz kimiz?

Loading spinner

3 Responses

  1. Ortaklı şirketlerde karşılaşılabilecek bir problem çok iyi sahnelenmiş. Ki genelde benzer anlaşmazlıklarla karşılaşılıyor. O yüzden, nerede, ne zaman, hangi koşulda, kim sorusuna verilen cevaplar çok kıymetli…

  2. İş hayatında sık sık karşılaştığımız durumlar. Bir ekip sürekli atılım yapmak isterken diğeri kontrolcü denetleyicidir.
    Krizleri farklılıkları yöneterek çözümlemek işimizin süreçlerini de kolaylaştırıyor.

  3. Geçen halısahada savunma oynadık gol atamadık sonra fark yiyince dedik ki zaten kaybedicez komple atağa çıkalım, bir anda maçı çevirdik ama sonra savunmaya geri dönmeyince savunma boşta kalınca da tekrar geri düştük, yani hem atak hem savunma iyi olmadan ve bunları doğru zamanlarda doğru şekilde kullanmayınca pek olmuyor…

    İşte
    Evde
    Okulda
    Halısahada
    ….

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir