ÂNI KURTARMAK MI, GELECEĞİ KAZANMAK MI?

Kurumsal iş hayatında departmanlaşma olmazsa olmazıdır. O seviyeye gelmiş her işyeri, mutlaka konularda detay hakimiyetini sağlamak için bunu yapar ve yapmalıdır. Kuşkusuz o departmanlardan biri de, Ar-Ge Departmanıdır. Ar-Ge departmanı, bir şirketin sadece bugününü yönetmesini değil, yarınını da inşa etmesini sağlayan aklıdır. Aslında Ar-Ge, bir ürün veya hammadde geliştirmekten çok daha fazlasıdır. Bu süreçler her ne kadar ürünün kendisi ile alakalı gibi gözükse de aslında Ar-Ge başarısı, insan zihnini ve yapısını bilmekle ilerler. Çünkü insanların bir ürünü alması bir seçimdir ve insanların neye göre karar verdiklerini bilmeden onları ikna edebilmek pek mümkün değildir. Dolayısıyla iş hayatında Ar-Ge departmanı, aslında gelecekte o işyerinin kader seçimlerini belirler. Aynı insanda olduğu gibi…

İnsan, hayatının her anında seçim yapan bir canlıdır. Her seçim, zincirin bir halkası gibi başka sonuçları doğurur. Bu yüzden insan hayatı, durmadan akan bir “sebep-sonuç” yolculuğudur. İnsanlar ne olursa olsun “kendisi için iyi olanı” ister. Daha mutlu olmayı, daha başarılı olmayı, daha huzurlu yaşamayı… Kimse “batmak ister misin?” sorusuna “evet” demez. Yeni evlenecek birine “ileride boşanmak mı istersin, yoksa mutlu bir yuva mı?” diye sorsak, kimse boşanmayı seçmez. Sporcu kazanmak ister, öğrenci başarmak ister, iş insanı büyümek ister… İnsanlar iyi olanı istedikleri halde, peki neden etrafımızda başarısız ve mutsuz olanlar var? Batanlar var, dağılanlar var, işe mutsuz gidenler var… Peki neden? Madem insan kendisi için iyi olanı istiyor o zaman nasıl oluyorda kötü seçimler yapabiliyor? 

İnsan, genellikle lehinde olana meyleder. Bir yatırım yapacaksa, “bana ne kazandırır?” diye düşünür. Bir ilişkiye girecekse “ben burada iyi hissediyor muyum?” diye bakar. Bir şey satın alacaksa “hangisi daha avantajlı?” sorusunu sorar. Aynı kaliteyi daha ucuza bulduğunda onu tercih eder ama bazen işini daha iyi görecek bir şeye daha fazla para da verebilir. Çünkü insan, kendisi için kârlı olana ikna olmayı ister. İlişkilerde de böyledir: İnsan, kendisine benzeyene daha çok yaklaşır. Onunla daha rahat anlaşır, daha kolay bağ kurar, daha zor vazgeçer. Fakat, bazen kendimiz için “gerçekten iyi olanı” göremeyiz. Çünkü gözümüz totalde ne kazandığımızda değil, anın içinde olur. Seçimlerimizin bizi toplamda nereye götüreceğini hesaplamak yerine, o anı kurtarmaya çalışırız.  Çoğu yanlış seçim tam olarak burada doğar. Aynı ödevini son güne bırakıp anı kurtarma çözümleri arayan öğrenci gibi… Arkadaşından cevapları ister ve o an için sorun çözülür. Öğretmenden azar yemez, gecikmez, rahatlar. Ama totalde? O öğrenci konuyu öğrenemediği için asıl sınavda zorlanabilir, belki o dersten kalabilir, belki dönemi uzayabilir. Yani bir anlık kurtuluş, uzun vadeli bir kayba dönüşebilir. 

Bu yüzden doğru karar, sadece “hemen iyi hissettiren” olmayabilir. Doğru seçimler totalde iyi gelenlerdir. İyi arkadaşlık, iyi ticaret, iyi ürün… Hayatta doğru seçimler yapmanın giriş kapısı verilen kararın totalde nereye vardıracağını hesaplamaktır. İnsan hayatında olduğu gibi, iş hayatında Ar-Ge’nin özü de budur: Bugünü kurtaran değil, yarını kazandıran kararlar üretmek. Çünkü insanın kaderi çoğu zaman büyük kırılmalarla değil, her gün verdiği küçük seçimlerle şekillenir…

Loading spinner

4 Responses

  1. Bugünü kurtaran değil, yarını kazandıran kararlar üretmek. Tek seferde büyük değil sürekli küçük adımlar …

    Ne kadar kıymetli bir ÖZ …

  2. İnsan mutlu ve başarılı olmak ister ister elbette. Doğru seçimler yapmaktan geçiyor. Bunun için de hayatına alacağı insanı, çalışacağı işi seçerken iyi bir araştırma yapabilmeli.

  3. insanın kaderi çoğu zaman büyük kırılmalarla değil, her gün verdiği küçük seçimlerle şekillenir… hakikaten öyle 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir