
ŞİMDİ TADIMIZ KAÇMASIN. YA SONRA?
Plaza mükemmeldi, manzara harikaydı. İçimizdeki bir ses "Bize de bu yakışır, piyasaya gücümüzü göstermeliyiz" diyordu. Kirası bütçemizin çok üzerindeydi ama o an bunu hiç umursamadık. Heyecanımız zirvedeydi. Sadece kirası değil; ölçüleri büyük, tadilat ve dekorasyon masrafı yüksek görünse de son zamanlardaki siparişlere güvenip yeni bir ofise geçme kararını almakta tereddüt etmedik. Zira enseyi karartmaya gerek yoktu.
Ya da tam tersini düşünelim. Aylardır şirketi zehirleyen, ekibin motivasyonunu çökerten o yöneticiyi işten çıkarmamız gereken sabahı hatırlıyor muyuz? Onu odaya çağırıp yüzleşmek yerine, "Şimdi tadımız kaçmasın, belki düzelir" diyerek o e-postayı atmaktan vazgeçtiğimiz, krizin etrafından dolandığımız günü...
İkisi de ticarette sıkça yaşadığımız sahneler. Peki, bizi bu kadar mantıkdışı, bu kadar kör yapan şey ne? Zekâmız mı buharlaşıyor? Hayır. Sadece zihnimizin kimyası değişiyor.
Ticarette en ölümcül anlar, duygularımızın (heyecan, korku, coşku veya panik) zirveye çıktığı anlardır. Çünkü zihnimiz acımasız bir tahterevalli kuralıyla çalışır: Duygularımız aktifleştikçe, bilinçli karar verme kapasitemiz zayıflar.

O an zekâmız yerindedir ama "ufkumuz" daralır. Bilincin o geniş vizyonu devreden çıkar. Uzun vadeli fayda veya zarar umurumuzda olmaz. Zihin sadece bir metrekare önünü, o da en hoşuna giden tarafı" ya da "o anki rahatlamayı" görmeye başlar.
Körlük Anında Yaptığımız Yanlış Hamleler
Ticarette duygularımızı yükseltip bilincimizi daraltan, kısa vadeli, bizi anlık rahatlatan seçeneklere yöneldiğimizde bizler de etrafımızda görüp şaşırdığımız o ölümcül hamleleri yaparız.Mesela İçi boş ama sunumu harika projelere milyonlar dökeriz. Sırf sektörde adımız duyulsun, rakipler kıskansın, diye kârsız ama "havalı" büyüme atakları yaparız.
Bizi öven, egomuzu okşayan insanlarla hemen el sıkışırız. Arka plandaki tehlike sinyallerini görmezden geliriz. Çünkü alkışlanmak o an bize müthiş bir keyif verir. Sadece yanlış hamle mi yaparız? Hayır, bazen de yapmamız gerekeni yapmaktan kaçarız. Çünkü doğru hamle o an için "acı" verecektir. Bu yüzden bazı önemli sorunlarımızı halı altına süpürmeye başlarız. Zarar eden, kanayan bir operasyonu kesip atmak "başarısızlığı kabul etmektir". Bu egoya zor gelir. Biz de "biraz daha bekleyelim" diyerek çöküşü sadece izleriz.
Bazı acı gerçeklerle yüzleşmek korkutucudur. Kötü giden bir ortaklığı bitirmek, zor bir konuşma yapmak büyük bir strestir. Duyguların basıncı altındaki zihin, bu sıkıntıdan kaçmak için konfor alanına saklanır. Harekete geçmek yerine, günü kurtarırız.

Olması Gereken Ne?
Biz yöneticiler sürekli "piyasa şartlarıyla" savaştığımızı sanıyoruz. Oysa asıl savaşımız, kendi zihnimizin o anki kimyasıyla. Olması gereken şey; duygusuz birer robot olmak değil. Olması gereken; o coşku veya korku kasırgası koptuğunda, içerideki mekanizmanın nasıl çalıştığını duygularımız ve aklımız arasındaki ilişkiyi fark edebilmektir.
Duygularımızın bizi uçuruma sürüklemesini engellemenin, aklımızı ustalıkla yönetmenin stratejileri var. Ancak asıl mesele kimin kim olduğunu, kendimizi, zihnimizi tanımaya hazır mıyız, yoksa bir sonraki kritik kararımızda yine gözlerimizi kapatıp gaza mı basacağız?
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
Toplam 9 tepki
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
