YİNE BİR CUMA MESAİ SONU

Yine yetişmeyen işler ve hafta sonu eve götürülmek için hazırlanacak dosyalar…

Sabaha kadar çalışıp, bari pazarı kurtarayım diye akşamları içtiği kahvesinin dumanından masasına bakan Can’ın gördüğü manzara buydu. 

Daha ne kadar bu iş yüküne katlanabileceğini düşündü. Kendini bu düşüncede yakaladığında, patronunun ve ekibinin ona ne kadar güvendiğini hatırlayıp motive olmaya çalışıyordu. Bu düşüncenin yetmediği yerde de ailesine verdiği sözleri yerine getirebilmesi için bu işe ve maaşa ihtiyacı olduğunu tekrarlıyordu.

Ancak haftalar birbirini kovalıyor, her Cuma bir öncekinden ağır geliyordu. Bir yerde sorun olduğu kesindi. Ama nerede? Hem ailesi hem de işyeri sebep olamayacağı için, üniversiteden arkadaşı Selim sebebi başka yerde araması gerektiğini hatırlattı.

Selim ile görüşmeyeli yıllar olmuştu. Aklında huysuz ve geçimsiz ama güvenilir bir dost olarak kalmıştı. Çok yoğun çalışmasına rağmen şehre gelen arkadaşının ısrarını kıramamış ve kahve içmek için de olsa zaman ayarlayabilmişti.

Selim okuldan sonra yaptıklarını anlatınca, huysuzluğunu bir prensip gibi yaşadığını fark etti. Ailesi, sevdikleri ya da işi ondan bir şey talep ettiklerinde ilk cevabının hayır olduğunu, daha sonra düşünüp işine gelene evet dediğini anlatmıştı.

Can bir an bunu kendisi de yapsa hayatının nasıl olabileceğini düşündü. Selim ile görüşmeden günler sonra bile bu düşünce kafasını kurcalamıştı. 

Ve bir gün, aslında kimseye hayır diyemediğini fark etti. Kıymet verdiği herkese evet demekten kendi gibi olamadığını gördü. Sırtında yük olarak düşündüğü her şey aslında, arada bir bile hayır dese çok daha makul ve hafiflemiş olabilirdi. 

Halbuki hayır demedikçe, hem yükü ağırlaşmış hem de ondan beklentisi olan insanları mutlu etmek için daha çok çalışmak zorunda kalmıştı. Yine de çevresindeki insanların onun yaptıklarından yeteri kadar mutlu olmadığını görüp üzülüyordu.

İşinden izin alıp Selim’in yaşadığı şehre gitti. Onu gözlemleyip daha çok sohbet etmek istiyordu. Vefalı dostu onu çok güzel ağırladı ve düşüncelerini anlattı. 

Kişinin kendini ve insanı tanımadan deneme yanılma ile ilerleyemeyeceğini öğretti. 

Onun kadar hayır demesine de gerek yoktu. Dengeye gelse hayatının ne kadar güzel olacağını hayal etti. Yaşadığı şehre dönerken yeniden başlamanın heyecanı ile dolmuştu. Ve zihinde bazı sorular…

İnsan hayatındaki yaşadığı problemlerin gerçek sebebinin ne olduğunu nasıl anlayabilir? 

Dengeye gelebilmek için aşırılaştırdığı veya zıddında neleri yapmadığını biliyor olması gerekmez mi?

Öyleyse insanı tanımak kendimi tanımak ile başlıyor. Peki ben kimim?

Loading spinner

Bir Yanıt

  1. Hayat denge üzerine kurulu… Dengeyi bozduğumuz, aşırılığa gittiğimiz her yerde problem yaşıyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir