Yaz mevsiminin gelişiyle beraber sokaklar hareketlenmeye, dondurma tezgahları da köşe başlarında birer birer belirmeye başladı. Bir dondurma tezgahı, sadece tatlı bir mola yeri değil; aslında herkese hitap eden bir sahnedir. Usta bir dondurmacı, meyveli dondurmaların canlı renkleriyle tezgahında adeta bir görsel şölen oluşturur.
Bazı müşteriler için bu renk cümbüşü ve dondurmanın duruşu çok önemlidir; onlar dondurmayı önce gözleriyle seçerler.
Dondurmacı, metal kaşığın tezgaha vurduğu o ritmik seslerle bir nevi işitsel şov yapar. O tanıdık ses, bazı insanları bir mıknatıs gibi çeker. Onlar için o ses ve ustanın neşeli seslenişi, dondurmanın tadından bile daha davetkardır.

Hele o meşhur Kahramanmaraş dondurmasının satırla kesilecek kadar sert, sakız gibi uzayan kıvamı ve çengele asılan dev kütlesi, dokunmaya ve hissetmeye önem verenleri hayrete düşürür. Buna önem verenler dondurmanın damağında bıraktığı lezzete ve soğukluğuna odaklanır.
Şovlarla birleşen bu detaylar, dondurma almayı sıradan bir alışverişten çıkarıp keyifli bir etkinliğe dönüştürür. İşte başarılı bir dondurmacı, insanların dünyayı algılama farklarını bilip buna göre işini yaptığında başarıya ulaşır. Kimi çocuksu bir heyecanla sadece şovu izler, kimi titizlikle meyvenin doğallığını sorgular, kimi ise sadece o meşhur lezzetin peşindedir. İnsan tanıma sanatı tam da burada önemini ortaya koyar; insanların farklılıklarını bilip buna göre hareket etmek ustalığın asıl sırlarındandır.


